Türk bilim adamlarından görünmezlik pelerini


Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (NANOTAM) araştırmacıları, cisimleri belli frekanslarda görünmez kılan nanoteknoloji tabanlı malzeme geliştirdi.

Türkiye'nin tek Descartes bilim ödülü sahibi olan Bilkent Üniversitesi NANOTAM Başkanı Prof. Dr. Ekmel Özbay'ın başkanlığını yürüttüğü projede doktora öğrencisi Atilla Özgür Çakmak tarafından geliştirilen "görünmezlik pelerini" teknolojisi, askeri araçların üzerine kaplanacak bir metamalzeme sayesinde istenilen frekans bandında, tankların hatta havadaki uçakların görünmezliğine olanak sağlıyor. Görünmezlik pelerini, parazit ve gürültü oluşturmadığından dünya literatürüne de pek çok yenilik katıyor.

Prof. Dr. Özbay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda dünyanın en önde gelen araştırma merkezlerinin, üniversitelerinin tam ve kesin bir görünmezliğe ulaşabilecek teknolojileri geliştirmeye odaklandığını ifade etti.


Bu rekabete Türk araştırmacılar olarak kendilerinin de katıldığını dile getiren Özbay, NANOTAM'da geliştirdikleri metamalzeme tabanlı "görünmezlik pelerinin" dünyadaki benzerlerine göre yenilikler içerdiğini kaydetti.

"Görme" ya da "algılama"nın, bir cisimden yayılan ya da üzerine çarpıp saçılan elektromanyetik dalgaların algılayıcılara geri dönmesiyle gerçekleşen bir süreç olduğunu anlatan Özbay, "Görünmezlik sağlamak için yapılacak şey, saklanacak cismin elektromanyetik dalgaları saçmasını önlemek, dalgaların çarpmasını engellemek ya da çarpan dalgaların gelişigüzel saçılmasını önlemekle gerçekleşebilir. Herhangi bir cismin üzerine kaplanacak bu özel pelerin sayesinde cisimler görünmez kılınabiliniyor" bilgisini verdi.

Cisimler "görünmez" hale gelebildi

Prof. Dr. Özbay, merkezde yaptıkları başarılı deneyde, alıcı ve verici arasına konan metal bir silindirin elektromanyetik ifadelerle "görünmez" kılındığını bildirdi.

"Görünmezlik pelerini" olarak adlandırılan tam görünmezliğin, teorik olarak uzayda arındırılmış bir bölge yaratmakla mümkün olacağını belirten Özbay, geliştirdikleri metamalzemelerle saklanmak istenilen cismin etrafı kaplandığında cismi belli elektromanyetik dalgalar için görünmez kılmanın mümkün hale geldiğini kaydetti.

Bilim çevrelerinde "halının altına saklamak" olarak isimlendirilen pelerinleme yöntemi ile Bilkent Üniversitesinde gerçekleştirilen deneylerde radyo frekanslarında bir metal silindirin elektromanyetik ifadelerle görünmez hale getirildiğini bildiren Özbay, şöyle konuştu:

"Normalde metal bir yüzeyin üzerine gelen dalgaları saçılıma uğratması ve hatta arkasında gölge bırakması beklenir. Oysa ki metal silindirin etrafına metamalzemeler kullanılarak örülen pelerin sayesinde elektromanyetik dalgaların yollarına hiç bir bozulma yaşamaksızın devam etmesi sağlandı. Bu çeşit bir sistemi dışarıdan elektromanyetik dalgalar yardımı ile tarayan bir okuyucunun ortaya yerleştirilen metal silindiri fark etmesi imkansızlaştırıldı."

"Uluslararası literatürde Türk başarısı"


Türkiye'nin bu çalışma ile birlikte görünmezlik pelerinini üretme teknolojisine erişebilen ABD ve iki Avrupa Birliği üyesi ülkenin ardından 4. ülke konumuna geldiğini bildiren Özbay, "Bilim merkezleri arasında bir rekabete olanak sağlayan bu yarış nefes kesici. Mükemmel görünmezliği elde etmek için sürekli geliştirilen ve güncellenen yeni tasarıların sanayiye ve askeri kullanımlara uyarlanmasıysa tahmin edilenden daha kısa sürede gerçekleşecek" dedi.

Ar-Ge çalışmalarının bu yılın başında "New Journal of Physics" dergisinde yayımlanarak literatüre girdiği bildirildi.
Dahası..

24 Ekim 2009

‘Dalga Salıncağı’


Osmaniyeli mucit Cevdet Başkal’ın geliştirdiği, Türk Patent Enstitüsü’nün ön incelemesini tamamlandığı ”Dalga Salıncağı”, dalgaların hareketinden enerji üretiyor. Cevdet Başkal (50), ilköğretim okulunda öğretmeninin uygulamalı deney yapmasından etkilenerek, mucitliğe başladığını ifade etti.


Bu kapsamda, dalgalardan enerji üretimi üzerine çalışmalarını yoğunlaştığını belirten Başkal, ”geliştirdiğim sistem ile hem tatilciler duba üzerinde eğleniyor, hem de enerji üretiliyor. Dubaya takılı bir sistem, dalgalarla birlikte yükselip alçalıyor ve ileri geri hareket ediyor. Bu hareket sayesinde de enerji açığa çıkıyor. Buluşum, petrole ve kömüre eşdeğer bir enerji yaratacak, elektrik üretilebilecek” dedi.




Dalga salıncağı için 6 ay önce müracaat ettiği Türk Patent Enstitüsünün ön incelemeyi tamamlandığını kaydeden Başkal, şöyle konuştu:


”Ön incelemede, enstitü ‘bu buluşta dalga enerjisinden faydalanılmaktadır. Dalga salıncağı, suyun iniş çıkışına göre çalışır. Bu sistemde dalga yüksekliğince su, dubayı kaldırmaktadır.


Dalganın geçişi ile duba yükseldiği mesafeden hızlı bir şekilde geri döner. O hareket sayesinde enerji ortaya çıkar’ şeklinde değerlendirme yaptı.
Ön incelemenin ardından, fiziki inceleme yapılacak ve patenti almaya hak kazanacağım. Patent konusunda olumlu yanıt alacağıma inanıyorum.”


Mucitliğin kendisi için bir tutku haline geldiğini ifade eden Başkal, ”Antalya’daki evimi, otomobilimi, babamdan kalan 20 dönüm arazimi ve 35 yıllık kazancımın büyük bölümünü buluşuma harcadım. Hatta patentini alabilmek için borçlanabilirim. Devlet desteği almadan ancak bu kadarını başardım” şeklinde konuştu.


Müracaatının ardından boş durmadığını, adından söz ettirecek yenilik arayışlarını sürdürdüğünü ifade eden Başkal, bir minibüsü ile maaşını da yeni buluşları için seve seve harcamaya hazır olduğunu kaydetti.





Kaynak: Cumhuriyet - 10 Ekim 2009
Dahası..

Adanalı mucitler lazer üretti


ABD, İsrail, İngiltere ve Hindistan'da savunma sanayiinde kullanılan ve üretim yöntemi sır gibi saklanan lazer, Türk mucitler tarafından üretildi.
Özelleştirme Sosyal Destek Projesi (ÖSDP) kapsamında Adana Sanayici ve İşadamları Derneği'nce (ADSİAD) hazırlanan ve Dünya Bankası tarafından desteklenen Adana İş Geliştirme Merkezi (İŞGEM) bünyesindeki Ment-Isoft firması çalışanları tarafından üretilen lazer tekstil sektöründe kullanılmak üzere üretildi. Firma sahibi Alpay Bekret, yaptığı açıklamada, ürettikleri lazerin geliştirildiği takdirde savunma sanayiinde silah ve mayın tespiti, kilometrelerce uzaktaki sesleri dinleyebilme ve veri alabilme gibi özelliklere sahip olduğunu söyledi. Dünyada sadece ABD, İsrail, İngiltere ve Hindistan'ın özellikle savunma sanayiinde silah olarak kullandığı lazerin üretim yönteminin sır gibi saklandığına dikkat çeken Bekret, "Türkiye'de lazer üretimi yok. Dolayısıyla Türkiye, birçok sektörde kullanılan lazeri, dışarıdan en az 4-5 bin dolara ithal ediyor. Biz patentini aldıktan sonra bu lazeri 200-300 dolar gibi fiyata satmayı planlıyoruz" dedi.


Türkiye'de enerji üretimi sıkıntısı yaşandığına da dikkat çeken Bekret, lazer ışınlarının soğuk füzyona uğratılmasıyla enerji elde edilebileceğini kaydetti. Lazerin kullanım alanlarının türlerine göre değişebildiğini belirten Bekret, şunları söyledi:
"Lazer birçok hassas sektörlerde kullanılabiliyor. Bir mermer, dağdan kesme makineleriyle blok halinde kesilirken, kırıklar oluşuyor. Ancak lazerle yapılacak olan işlem kusursuz oluyor. Çünkü, lazer ışını bir jiletten 30 kat daha keskin ve ince. Böyle olunca da hata yapma oranı sıfıra iniyor. Bir cismin içini açmadan içindeki alana müdahale yapılması somut makinelerle mümkün değilken, lazer cismin içine işleyerek üst katmana zarar vermeden içine müdahale edebiliyor. Lazere sahip olan ülkeler daha çok savunma sanayiinde kullanıyor. Teklif gelmesi halinde geliştirerek Türk savunma sanayisine katkı sağlayabiliriz. Bu konuda tekliflere açığız" diye konuştu.
Lazerin mucitlerinden Adnan Işık ise yaklaşık 3 yıldır üzerinde çalıştıkları lazeri yaklaşık 70 bin dolara mal ettiklerini belirterek, "Önemli olan bu lazeri üretebilmekti. Biz lazeri yönlendiren kontrol mekanizması tüpü ve bu tüpün içerisindeki kimyasalları üretebildik. Sıra bunu geliştirmekte. En çok 30 wolt civarında bir güce ulaşabildik. Ama bu lazer ABD'de ilk kez üretildiğinde 0,5 wolt güç yapılabilmişti. Yani bunu başarmamız oldukça büyük bir gelişme. Biz tekstil amacıyla ürettik ama geliştirildiği takdirde savunma sanayi ve daha bir çok alanda kullanılabilir" dedi.
Dahası..

Uzaya Asansör Yapan Türk



22 Mart 1973’te Almanya’nın Köln kentinde dünyaya geldi. 32 yaşında ve bekar. Bir işçi ailesinin 3 erkek çocuğunun en büyüğü. Babası mekanik mühendisi, annesi ev hanımı. Ortanca kardeşi Bayer şirketinde kimyager, en ufak kardeşi ise Alman Havayollarında pilotluk eğitimi alıyor.1981′e kadar Almanya’da ilköğretimine devam etti ancak ailesinin kesin dönüş planları yapmasından dolayı tek başına Bursa’ya dayısının yanına geldi. Ailesi kesin dönüşten vazgeçmesine rağmen akrabalarının yanında kalarak Bursa Özel İnal Ertekin İlkokulundan mezun oldu. Sınavlarda ilk yüze girerek Bornova Anadolu Lisesini kazandı ancak bir sene sonra Bursa Anadolu Lisesine dönüp oradan mezun oldu. 1996′da Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun olup, aynı sene Almanya Bauhaus Mimarlık Akademisine yüksek lisans için kabul edildi.

1997′de aynı üniversitenin Bilgisayarlı Tasarım kürsüsüne asistan olarak girip Avrupa Uzay Havacılık Dairesi’nin (ESA) uzay istasyonu tasarımını yönetti. Mühendislik lisansını yüksek teknoloji (high-tech) yapılar üzerine gerçekleştirdi.1999 Nisan ayında Japonya’dan davet alarak Tokyo Üniversitesine doktora eğitimi için geldi. Aynı sene Kajima şirketinin tasarım bölümüne girerek Japonya’da yapılması planlanan 800 metre yüksekliğindeki DIB-200 binasının tasarımını yönetti. Projenin getirdiği yankı üzerine, 2000 senesinde NASA’nın “Uzay Asansörü” çalışma grubuna davet edildi ve aynı senenin sonunda projenin başına getirildi.


2003 senesinde “uzay teknolojisi ve insan yerleşimleri” üzerine doktorasını yazdı ve yardımcı doçent olarak Japon Uzay Havacılık Dairesine tarihindeki ilk yabancı olarak kabul edildi. 2 ay sonra, uzay asansörü projesini “ATA” adı altında yenileyerek JAXA’da uzman ve öğrencilerden oluşan 58 kişilik bir grubun başına geçti.Bugüne kadar JAXA’nın Hayabusa uydusunun tasarımı ve Uluslararası Uzay İstasyonuna eklenmesi planlanan “Kibo” modülünün geliştirilmesinde de rol oynadı.

ATA Uzay Asansörü dışında gene JAXA’nın en önemli teknoloji programlarından biri olan “güneş antenleri” projesinde de kendi grubuyla anten tasarımlarını hazırladı. Uydu ve antenler için hazırlanan tasarımlar Bandai şirketi tarafından çocuklar için oyuncak haline de getirildi.2005 Mayıs ayında “Infra-Free Structures” (altyapıya gerek duymayan yapılar) konseptini kurarak uzay teknolojisinin yeryüzü teknolojine transferiyle doğal felaketler ardından insanlara yardım ve 3. Dünya ülkelerinde altyapıya gerek duymadan yaşama elverişli üniteleri tasarlayarak doçentliğini aldı ve Tokyo Üniversitesinin Mühendislik Fakültesinde en genç ve tek yabancı öğretim üyesi oldu.

2004 senesinde doktora yıllarında yazdığı “11.boyutta uzay teoremi” ile Cambridge Üniversitesi fizik ödülünü ve 2005 senesinde bilim teknoloji dalında Amerikan Şeref madalyasını kazandı. Aynı konuda Japonya’da “Uzayın dışı” adlı ilk kitabını hazırladı.İkinci kitabı “Guidebook”u Haziran ayında, üçüncü kitabını (adı henüz karar verilmedi) ise Eylül’de yayınlayacak olan Anılır, aynı zamanda gelecek sene hem kitap hemde yönetmen Ootomo Katsuhiro’nun animasyon haline getirmeye planladığı “Evrim” isimli senaryosunu da hazırlamaktadır. Ayrıca Japon televizyonunda yayınlanan “Whiteman” (Beyaz Adamlar) programının sunuculuğunu da üstlenmektedir.

Princeton ve Hong Kong üniversitelerinde konuk profesör olarak da görev yapan Anılır, NASA Johnson Uzay Merkezi ve NASA Ames Araştırma labaratuvarlarının çalışmalarına da katılmaktadır. Amerika Uzay Havacılık Enstitüsünün (Amerian Institute of Aeronautics and Astronautics) Tasarım ve Mühendislik Komitesi’nin (Design Engineering Technical Committee) eğitim ve teknoloji sorumluluğunu da üstlenen Anılır, 70ten fazla uluslararası yayına sahiptir ve Marquiz grubu tarafından yayınlanan Yüzyılın Bilim Adamları ansiklopedisine de dahil edilmiştir.
Dahası..

Işığa Hükmeden Türk



Henüz 28 yaşında. Ancak yaptıkları ile Economist, Focus ve Nature gibi ünlü dergilere konu oldu. Mehmet Fatih Yanık, uzmanların ancak -270 derecede durdurabildiği ışığı, oda sıcaklığında ve bilgisayar çipinde hapsetmeyi başardı.


NANO CERRAHİNİN İLK ADIMINI YANIK ATTI


Ünlü Stanford Üniversitesi’nde doktora yapan Yanık’ın buluşu çok hızlı işlem yapabilen geleceğin sistemi kuantum bilgisayarları ile sinir hücrelerinin yenilenmesinde kullanılacak ileri nano cerrahinin ilk adımı.


MATRIX’TEKİ BİLGİSAYAR SİSTEMİ KURULACAK



Türk bilimadamları da Yanık’ın buluşunun bilim dünyası için büyük bir adım olduğunu açıkladı: Şimdi ancak bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz iletişim teknolojisi bu buluş sayesinde hayata geçebilecek.



*Işığı odaya hapsetti bilimde devir değişti
*Genç Türk bilimadamı Fatih Yanık, ışığı oda ısısında durdurmayı başardı… ‘Matrix’ ve ‘Azınlık Raporu’ filmlerinin bilgisayar teknolojisi artık hayal değil.
*Mehmet Fatih Yanık, ABD’de yaşayan en genç Türk bilim adamlarından. Henüz 28 yaşında. Bilim ve Teknik dergisiyle başlayan teknoloji merakı, onu bugün bilim literatürüne geçen birçok buluşun sahibi haline getirdi. Yanık, dünyaca tanınmış Massachusetts Institute of Technology (MIT) üniversitesinde fizik ve elektrik üzerine burslu lisans eğitimi aldıktan sonra halen Stanford Üniversitesi’nde doktorasını sürdürüyor. Genç adam, önceden -270 derecede, gaz halindeki atomlara transfer edilerek hapsedilebilen ışığın, oda sıcaklığında ve çip teknolojisinde kullanılan mikro optik devrelerle durdurulmasını sağlayarak tarihe geçti.


SİNİR HASTALIKLARINA ÇARE


Yanık beri yandan da, bu icadının sağlık alanında kullanılabilmesi için, bir saç telinin binde biri kadar küçük boyutlarda çok hassas cerrahi müdahale yapılmasını sağlayan nano cerrahi tekniğiyle sinir hücresi yenilenmesi üzerinde çalışmaya başladı. Fatih Yanık, bu çalışmaların sinir sistemiyle alakalı hastalıkların tedavisinde önemli rol oynayacağını belirterek, “Çok küçük organizmalarda sinir hücresi yenilenmesini çalışabiliyoruz. Bu kadar küçük organizmalarda sinir hücrelerinin yenilenmesini çalışabilmek moleküler biyoloji ve tıp açısından oldukça önemli. Küçük organizmalarda insanlar üzerinde yapamayacağımız moleküler deneyleri yapmamız mümkün. Bu sayede sinir hücrelerinin nasıl çalıştıklarını ve nasıl yenilendiklerini moleküler seviyede daha iyi anlayabileceğiz. Bu da, insanlarda sinir sistemiyle ilişkili hastalıkların tedavisi için çok önemli” diye konuştu.


HER ŞEY DERGİLERLE BAŞLAMIŞ


Babası emekli subay, annesi ev hanımı olan Yanık, ilkokulu İstanbul Çapa’da bitirdikten sonra ortaokulu Antalya Anadolu Lisesi’nde okudu ve Ankara Samanyolu Fen Lisesi’nden mezun oldu. Yanık, bilime olan merakının bilim ve teknik dergileriyle başladığını belirterek, “Ortaokul yıllarımda dayım bilim teknik dergileri getiriyordu. Kuantum fiziğinin ne olduğunu o zamanlar öğrendim. Ailemde diğer bir fizikçi ise kardeşim Ahmet Yanık. Kendisi de nano teknoloji üzerine çalışıyor” diye konuştu. Genç bilimadamının fizik sevgisi kendisini fizik olimpiyatlarına kadar götürdü. Türkiye’de her yıl seçilen 5 kişilik takıma ilk olarak 1994′te girdi. Çin’de onur belgesi ve teoride bronz madalya aldı. 1995 yılındaysa Avustralya’da kardeşiyle birlikte gittiği olimpiyattan bronz madalya ile döndü. Yanık, “Türkiye’ye dönecek misiniz?” sorusuna “Şu anda bir süre daha ABD’de çalışmalarıma devam etmeyi düşünüyorum. Türkiye’de de çalışmalarımı sürdürmem mümkün. İleride kuantum fiziği ve moleküler biyolojinin kesiştiği konularda çalışıp kendi laboratuvarımı kurmaya çalışacağım” yanıtını veriyor.
Dahası..
 

Osman Demirci ©2009